İnsan doğası gereği sosyal bir varlık olarak tanımlanır. Tarihsel süreçte yalnızlık, hayatta kalma mücadelesinde ciddi bir dezavantaj anlamına geliyordu. Atalarımızın tehlike anında kalabalığın peşinden gitmesi, sorgulama yapmaktan daha güvenli bir davranış olarak öne çıkıyordu; zira sorgulamak ölümcül sonuçlara yol açabilirdi. Günümüz modern dünyasında tehlikelerin niteliği değişmiş olsa da, beynimizin temel çalışma prensibi aynı ilkel kodlamayı sürdürmektedir.
Psikoloji alanında 'Sosyal Kanıt' olarak bilinen olgu, belirsizlik durumlarında bireylerin ne yapacağını bilemediğinde, çevresindeki insanların davranışlarını doğru kabul ederek onlara uyum sağlamasına neden olur. Bu durum, sadece restoran seçimi gibi günlük kararlarda değil, aynı zamanda sosyal medya trendlerinde ve acil durumlarda gözlemlenebilmektedir. Örneğin, bir kriz anında çevredeki insanların yardıma koşmaması, durumun aciliyetinin olmadığı şeklinde yorumlanabilir ve bu da bireyin müdahale etmemesine yol açabilir.
Bireyler, kendi akıl yürütme yeteneklerine güvenmek yerine, geniş kitlelerin oluşturduğu eğilimin peşinden gitmeyi daha güvenli bir seçenek olarak görebilmektedir. Ancak tarih, bu 'sürü psikolojisi'nin neden olduğu büyük ekonomik balonlar ve toplu yanılgılar gibi olumsuz sonuçlarla doludur. Bu olgu, bireysel mantığın kolektif davranış karşısında geri plana düşmesine neden olmaktadır.