Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun Rusya'ya taşınması yönündeki çıkışı uluslararası kamuoyunda yankı buldu. Putin, İran'ın nükleer materyallerinin uluslararası denetim altında dost bir ülkeye gönderilebileceğini belirtti. Rusya'nın bu konudaki tekliflerinin geçerliliğini koruduğunu ifade eden Putin, İran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığına dair kanıt bulunmadığını savundu. Sürecin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) gözetiminde yürütülebileceğini söyledi.
ABD ile İran arasındaki görüşmelerde uranyum zenginleştirme faaliyetleri en büyük anlaşmazlık konusu olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer faaliyetlerini tamamen durdurma talebine karşılık, Tahran yönetiminin barışçıl nükleer program hakkından vazgeçmeyeceği mesajı verdiği aktarılıyor. Putin'in uranyumun Rusya'ya taşınması önerisine Trump yönetiminin mesafeli yaklaştığı ve uranyumun doğrudan ABD kontrolüne verilmesini istediği öne sürüldü.
2025'teki İran-İsrail ve ABD çatışmalarının ardından Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesisler yeniden gündeme geldi. UAEA, bazı tesislerin hasar gördüğünü ancak yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun tamamen yok edilemediğini açıkladı. Uzmanlara göre, İran'ın elindeki yüksek seviyede zenginleştirilmiş uranyum stoku küresel güvenlik açısından kritik önem taşımaya devam ediyor.
Moskova ve Tahran arasındaki nükleer iş birliği hız kazandı. Geçtiğimiz yıl imzalanan 25 milyar dolarlık anlaşma ile İran'da yeni nükleer santraller kurulacak. Rusya'nın zenginleştirilmiş uranyumu kendi topraklarında muhafaza etme teklifi, Moskova'nın süreçte daha aktif rol alma isteği olarak yorumlandı. İran'ın nükleer programı konusunda yaşanacak yeni bir krizin küresel enerji piyasalarını da etkileyebileceği belirtiliyor. Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin petrol sevkiyatını ve enerji fiyatlarını doğrudan etkileyebileceği ifade ediliyor.