Uluslararası alanda yaygınlaşan taşıyıcı annelik uygulamalarının, bebekleri vatansızlık tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı uzmanlar tarafından ifade edildi. Küresel düzeyde düzenleme çağrıları artarken, Lahey Özel Uluslararası Hukuk Konferansı (HCCH) bünyesinde 15 yıldır yürütülen küresel taşıyıcı annelik sözleşmesi hazırlıkları, üye devletler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle askıya alındı.
Taşıyıcı annelik yöntemine olan talebin artmasıyla birlikte, farklı ülkelerin yasal mevzuatları arasındaki uçurum dikkat çekiyor. İtalya gibi bazı ülkeler bu uygulamayı tamamen yasaklarken, ABD'nin bazı eyaletlerinde ticari taşıyıcı anneliğe izin veriliyor. Birleşik Krallık'ta ise yalnızca masrafların karşılandığı "hayırsever" (altruistic) taşıyıcı annelik modeline müsaade ediliyor. Yerel ajanslar, güncelliğini yitirmiş yasal çerçevelerin çiftleri, denetimin zayıf olduğu yurt dışı seçeneklerine yönlendirdiğini savunuyor.
HCCH çalışma grubu başkanlığını yürüten Prof. Michael Hellner, üye devletler arasındaki etik görüş ayrılıklarının küresel bir çerçeve oluşturulmasını imkansız hale getirdiğini belirtti. Hellner, "Siyasi irade bulunmadığı sürece insanların zamanını ve parasını harcamamızın bir anlamı yok" ifadelerini kullanarak, koordinasyon eksikliğinin çocukların hukuki statüsünü tehlikeye attığını ve vatansızlık riskini artırdığını vurguladı. Farklı ülkelerde farklı ebeveynlik statülerine sahip olan çocukların, hukuki bir boşlukta kaldığı ifade ediliyor.
Birleşmiş Milletler (UNICEF) çocuk koruma uzmanı Bhaskar Mishra da konuya ilişkin uyarılarda bulundu. Bebeklerin doğdukları ülkede veya gidecekleri ülkede pasaport alamaması durumunda vatansız kalabileceğini belirten Mishra, uluslararası taşıyıcı annelik anlaşmalarında bu riskin hızla büyüdüğünü dile getirdi. Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Child Identity Protection Başkanı Maud de Boer-Buquicchio ise, ülkeler arasındaki mevzuat farklılıklarının çocukların kimlik haklarını ve yasal statülerini belirsizliğe sürüklediğini kaydetti.