Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde yaptığı açıklamada, son 9 yılda en az 546 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini bildirdi. Çerkezoğlu, çocukların tehlikeli işlerde çalıştırıldığı, denetimsizliğin yaygınlaştığı ve çocuk emeğinin ucuz iş gücü olarak görüldüğü bir düzende yaşanan ölümlerin kader olarak kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, "Bir ülkenin çocukları çalışırken ölüyorsa bu düzen değişmelidir" ifadelerini kullandı.
MEB'e bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarında 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlaması dolayısıyla MEB önünde bir araya gelen sendika üyeleri, "Patronlara değil, eğitime bütçe", "Çocuklar yaşasın, MESEM'ler kapatılsın", "MESEM'lerde ölüm var, sömürü var" ve "Çocuklar ölmesin, MESEM'ler kapatılsın" sloganlarıyla bazı uygulamalara tepki gösterdi.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Araştırma Dairesi (DİSK-AR) tarafından hazırlanan Çocuk İşçiliği Raporu'ndaki bulguları paylaşarak, milyonlarca çocuğun okula başladığı bir dönemde yüz binlercesinin fabrikaların, atölyelerin, sanayi sitelerinin ve tarlaların yolunu tuttuğunu belirtti. Raporun, çocuk yoksulluğu, eğitimden kopuş, güvencesiz çalışma, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamaları ve çocuk iş cinayetleri arasındaki bağlantıyı ortaya koyduğunu ifade eden Çerkezoğlu, çocuk işçiliğine ilişkin veri eksikliğine dikkat çekti.
TÜİK'in Çocuk İş Gücü Araştırması'nın 2006'dan sonra 6-7 yıllık aralıklarla yalnızca iki kez yapıldığını, UNICEF ile yürütülen Türkiye Çocuk Araştırması'nın ise 2022'de yapılıp tekrarının planlanmadığını kaydeden Çerkezoğlu, "Verileri düzenli izlenemeyen herhangi bir konu üzerinde politika üretilemeyeceği açıktır. Nitekim raporumuzda da görüleceği gibi çocuk işçiliği ülkemizin kanayan bir yarası olmaya devam etmektedir. Çocuk işçiliği 13 yılda sadece 1,1 puan gerileyebilmiştir" dedi.
ÇOCUK YOKSULLUĞU VURGUSU
Çocuk işçiliğinin yoksulluk, düşük ücret, işsizlik, güvencesizlik, kayıt dışılık ve yetersiz sosyal politikaların bir sonucu olduğunu vurgulayan Çerkezoğlu, raporda öne çıkan üç temel gerçeklikten birinin çocuk yoksulluğu olduğunu belirtti. Türkiye'de her üç çocuktan birinin yoksul olduğunu dile getiren Çerkezoğlu, şunları kaydetti: "2025 yılı itibarıyla 6 milyon 708 bin çocuğumuz yoksulluk içinde yaşamaktadır. Çocuğun eğitimden kopup çalışma yaşamına itilmesinin arkasında çocuk yoksulluğu vardır. Bir ülkede açlık sınırının altındaki asgari ücret bir ortalama ücret haline gelmişse, yani anne babalar, yetişkinler asgari ücrete, açlık sınırının altındaki asgari ücrete mahkum edilmişse, bir ülkede emekçilerin milli gelirden aldığı pay her gün azalıyorsa, gelirde adaletsizlik büyüyorsa, bir ülkede güvencesiz, kayıt dışı çalışma yaygınlaşıyorsa, bir ülkede işçiler, emekçiler sendikal haklarını kullanamıyorsa, bu düzenin bedelini yalnızca yetişkinler ödemez. Bu düzenin ağır faturası çocukların önüne de gelir."
Türkiye'de her 100 çocuktan 15'inin çalışmak zorunda bırakıldığını, çalışan çocukların yarısından fazlasının hane ekonomisine katkı sağlamak amacıyla işe girdiğini ve çalışan çocukların yüzde 70'inin ev işlerinde de çalıştığını ifade eden Çerkezoğlu, son eğitim yılında 14-17 yaş arasındaki çocuklarda okullaşmanın 8,1 puan gerilediğini, buna karşın çocuk istihdamının aynı sürede yaklaşık yüzde 70 arttığını dile getirdi.
MESEM UYGULAMALARINA TEPKİ
İkinci temel gerçeğin MESEM uygulamaları olduğunu belirten Çerkezoğlu, mesleki eğitime karşı olmadıklarını ancak çocukların ucuz iş gücüne dönüştürülmesine karşı çıktıklarını ifade etti. MESEM'e ilişkin verileri aktaran Çerkezoğlu, şöyle konuştu: "Mesleki eğitim merkezlerine kayıtlı öğrenci sayısı son 10 yılda 5,3 kat arttı. Yarım milyonu aştı. Bu tablo kabul edilemez. MESEM pratiğinde kamu kaynakları nitelikli bir eğitim ortamını sağlamak için değil, işletmelerin düşük maliyetli ve örgütsüz iş gücü ihtiyacını karşılamak için kullanılmaktadır. Sendikalaşma hakkı yok çalışan çocukların. Üretirken işçi ama hakları söz konusu olduğunda öğrenci sayılıyor. İş Kanunu'nun temel korumalarından yararlanamıyorlar. Çalıştıkları süreler emeklilik prim günlerine tam olarak yansımıyor. Üstelik düşük maliyetli genç emeğinin kitlesel biçimde yaygınlaştırılması yalnızca çocukları ve gençleri ilgilendirmiyor. Bu model çalışma yaşamının tamamını etkiliyor. O nedenle biz, bir işçi örgütü olarak DİSK olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na soruyoruz: Devletin görevi patronlara ucuz çocuk emeği sağlamak mıdır? Devletin görevi çocukları çalışmak zorunda kalmaktan kurtarmaktır."
İŞ CİNAYETLERİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Arzu Çerkezoğlu, raporun ortaya koyduğu üçüncü temel gerçeğin iş cinayetleri olduğunu belirtti. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine kayıtlı 15 yaş üzeri çocukları kapsayan rakamlara göre son 9 yılda 93 bin 517 çocuğun iş kazası geçirdiğini açıklayan Çerkezoğlu, bu rakamların yalnızca SGK'ya bildirilen kazaları kapsadığını ve gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini vurguladı.