Türkiye'de çalışma yaşamı, hem ekonomik hem de sosyolojik açıdan önemli değişimler yaşanıyor. Genç nesillerin gelecek kaygısı artarken, işverenler ve çalışanlar arasındaki beklentiler farklılaşıyor.
Sosyal güvenlik uzmanı Özgür Erdursun, gençlerin anne ve babalarının çalışma hayatındaki deneyimlerini gözlemlediğini belirtti. Yıllarca çalışıp ekonomik güvence sağlayamayan milyonlarca insanın durumunu gören gençler, mevcut sistemin kendilerine ne vaat ettiğini sorguluyor. Erdursun, sosyal medyanın da bu algıyı etkilediğini, lüks yaşam ve yüksek influencer gelirlerinin gençlerin klasik emek düzeniyle kıyaslanmasına yol açtığını ifade etti.
Erdursun'a göre, işverenler artan maliyetler ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle daha az personelle çalışmaya yöneliyor. Genç çalışanlar ise eski disiplin modellerine güvenmeyerek, çalışma yaşamının bir 'dönüşüm krizi' içinde olduğunu savunuyor. 'Ömür boyu aynı işyeri' anlayışının zayıfladığını, yerine esnek, proje bazlı ve dijital destekli çalışma biçimlerinin geldiğini söyledi.
Yeni dönemde problem çözme, dijital üretim, yapay zekâ kullanımı, iletişim becerileri, girişimcilik, finansal okuryazarlık ve psikolojik dayanıklılığın önem kazanacağını vurgulayan Erdursun, gençlerin ekonomik gerçekleri daha çıplak gördüğünü, gelecek kaygısını yoğun yaşadığını ve hayatını yalnızca çalışmaya adamak istemediğini belirtti. Bu durumun acil çözümler gerektirdiğini ekledi.
Ankara Sanayi Odası'nın (ASO) raporu da eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekiyor. ASO Başkanı Seyit Ardıç, sanayinin nitelikli personel ararken gençlerin işgücü piyasasının dışında kalmasının temel sorunun 'beceri uyumsuzluğu' olduğunu gösterdiğini kaydetti. Uygulamalı eğitim modellerinin güçlendirilmesi ve mesleki eğitimin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
TÜİK'in verilerine göre, Türkiye'de bir yıl ve üzeri süreli işsizlerin sayısı Ocak-Mart 2026 döneminde 543 bine yükseldi. Bu durum, uzun süreli işsizlik sorununun arttığını gösteriyor.