Ege Bölgesi'nde, yeraltı zenginliklerinin ve doğal alanların yapılaşmaya açılmasına yönelik tepkiler artıyor. İkizköy, Aliağa, Çeşme ve Kaz Dağları gibi çeşitli bölgelerde vatandaşlar; kömür madenleri, ağır sanayi ve denetimsiz enerji projelerine karşı hukuki mücadelelerini sürdürüyor.
Muğla'nın İkizköy bölgesinde Akbelen Ormanı'nı kömür madenciliğine karşı savunma çabaları devam ediyor. Danıştay 6. Dairesi tarafından bölgedeki 'acele kamulaştırma' kararının iptal edilmesine rağmen, maden sahasının genişletilmesine yönelik girişimler sürdürülüyor. İzmir'in Aliağa ilçesinde ise gemi söküm tesislerinden kaynaklanan asbest tehlikesi ve hava kirliliği, hem işçi hem de halk sağlığı açısından ciddi bir kriz oluşturuyor.
Bölgedeki tahribat yalnızca ağır sanayi ve madencilikle sınırlı kalmıyor. Aydın, İzmir, Manisa ve Muğla illerinde 'yeşil enerji' adı altında kurulan Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) ve Güneş Enerjisi Santrali (GES) projeleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri atlanarak kapasite artışına gidilmesi nedeniyle tarım arazilerine zarar veriyor. Çeşme ve Urla hattında ise Danıştay tarafından iptal edilen 'Çeşme Turizm Projesi'ni hayata geçirmek amacıyla iktidar tarafından kamuoyu oluşturma çabaları devam ediyor.
Ege havzasındaki bu ekolojik kriz tablosu, sorunların birbirinden bağımsız olmadığını ve 'kamu yararı' ilkesinden uzaklaşılmasının sistematik bir sonucu olduğunu gösteriyor. EGEÇEP sözcüsü ve çevre avukatı Arif Ali Cangı, bölgede yaşanan çevre mücadelelerine dikkat çekerek, siyasi iktidarın yaşamı koruma konusunda bir gayretinin olmadığını belirtti. Cangı, elde edilen hukuki kazanımlara dayanarak sivil itaatsizlik dahil demokratik yöntemlerle direnmekten başka çare kalmadığını ifade etti. Yönetilenlerin artık itiraz ettiğini belirten Cangı, bu direnişlerin ekolojik ve demokratik bir Cumhuriyetin inşası için önemli bir başlangıç olacağını söyledi.