TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, 31 Mayıs-5 Haziran Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası kapsamında her yıl yayımladığı “İstanbul Çevre Durum Raporu”nu bu yıl da paylaştı. Oda tarafından yapılan açıklamada, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nün kutlama değil, ekolojik yıkımın derinleştiği bir coğrafyada hesap sorma günü olduğu vurgulandı.
Açıklamada, fosil yakıt bağımlılığı, nükleer santral projeleri ve tarım, orman, mera alanlarının yapılaşmaya açılmasının, Anayasa'nın 56. maddesinde güvence altına alınan sağlıklı çevrede yaşama hakkını ortadan kaldırdığı belirtildi. Kamuoyunda ‘süper izin yasası’ olarak bilinen düzenlemeyle çevre mevzuatındaki güvencelerin işlevsizleştirilmesinin ve doğal alanların madencilik ile enerji projelerine karşı savunmasız bırakılmasının, yaşam alanlarını sermayenin tasarrufuna bıraktığı ifade edildi. Raporda, ‘sürdürülebilir kalkınma’ ve ‘yeşil kapitalizm’ söylemlerinin yaşanan tahribatı örtme işlevi gördüğü kaydedildi.
Raporda, İstanbul’un içme ve kullanma suyu, atık ve atık su durumu, toprak, gürültü kirliliği, hava kalitesi, arazi kullanımları ve kentleşme baskısı gibi konular ele alındı. Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca yürütülen çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçleri de değerlendirmeye tabi tutuldu. İstanbul’daki nüfus yoğunluğunun su varlıkları üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekildi. 2021'de günlük ortalama 2.942.439 m³/gün olan su miktarı, 2025 itibarıyla 3.214.606 m³/gün seviyesine yükseldi. Bu artışın, kentin su talebinin yapısal olarak büyüdüğünü gösterdiği belirtildi.
Raporda, İstanbul’un su yönetimindeki yapısal dengesizliklere de değinildi. Kent nüfusunun yüzde 63.97'sinin Avrupa Yakası'nda ikamet etmesine karşın, mevcut arıtma kapasitesinin ağırlığının Asya Yakası'nda yoğunlaşması, su temin yapısını daha maliyetli ve kırılgan hale getirdiği ifade edildi. İklim değişikliğinin etkileriyle barajlara yağışlardan gelen su miktarının son beş yılda yüzde 32 oranında azaldığı ve bu düşüşün kalıcı bir eğilime işaret ettiği aktarıldı. İçme suyunun büyük bölümünün Ömerli, Terkos ve Büyükçekmece barajlarından sağlandığı ve bu üç tesise bağlılığın yüzde 77'ye ulaştığı, bunun da kenti kuraklık ve arızalar karşısında kırılgan kıldığı vurgulandı.
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından sağlanan suyun elektrik giderlerinin 2021-2025 yılları arasında yüzde 464 arttığı belirtildi. Elektriğin yüzde 76.7'sinin içme suyu tesislerinde tüketildiği, bu artışın doğrudan su tarifelerine yansıdığı ve maliyetlerin pahalılaştığı kaydedildi. Kentleşme politikalarına da dikkat çekilen raporda, Sazlıdere Barajı gibi içme suyu havzalarındaki yapılaşmanın suyun doğal dengesini bozduğu ifade edildi.
Raporda, ÇED süreçlerinin önleyici ve koruyucu mekanizma olmaktan çıkıp “formaliye” dönüştüğü, yüzeysel yürütüldüğü ve su havzaları, tarım alanları ile ekolojik hassas bölgelerin detaylı aktarılmadığı belirtildi.
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve yaşam savunucuları, Sazlıdere Barajı çevresindeki yapılaşmaya karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Ömerli Havzası üzerindeki 250 hektarlık alana Tuzla Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmak istendiği belirtildi. Ayrıca, Kuzey Demiryolu Geçişi projesinin Kuzey Ormanları'nı parçalayacağı, yaban hayatı koridorlarını keseceği ve kentin kritik su havzaları üzerinde ciddi baskılar yaratacağı ifade edildi. Açıklamada, İstanbul'un yaşam kaynaklarının rant projelerine feda edilemeyeceği vurgulandı.