İstanbul'da bayram tatili nedeniyle yaşanan nüfus azalması, kentin ekosisteminde geçici bir iyileşme sağladı. Bu durum, kentte kalanlar tarafından olumlu karşılansa da, uzmanlar İstanbul'un mevcut nüfus yoğunluğunun sürdürülemez olduğuna dikkat çekiyor.
TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Pınar Pelin Giritlioğlu, İstanbul'un nüfusunun kayıtsızlarla birlikte 20-21 milyona ulaştığını belirtti. 2053 master planlarında öngörülen nüfusun mevcut koşullarda 20 milyonun altına düşmeyeceğini vurgulayan Giritlioğlu, 2009 yılında hazırlanan İstanbul İl Çevre Düzeni Planı'nda 2030 için öngörülen 16 milyonluk nüfus hedefinin çoktan aşıldığını ifade etti. Giritlioğlu, mega projeler ve Kanal İstanbul gibi plan dışı gelişmelerin bu artışta rol oynadığını söyledi.
Ekonomik nedenlerle öğrenciler, beyaz yakalılar, emekliler ve memurlar arasında tersine göç eğiliminin başladığını belirten Giritlioğlu, İstanbul'un çalışanlar için artık çok pahalı hale geldiğini ve uzaktan çalışma imkanı olanların da kenti terk etmeye başladığını dile getirdi. Bir zamanlar memurlar için cazip olan İstanbul'un artık tercih edilmeyen bir yer haline geldiğini ekledi.
Giritlioğlu, tersine göç eğiliminin bir fırsat olduğunu ancak bunun planlı bir şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguladı. 20 milyon eşiğinin kritik olduğunu ve İstanbul'daki kaynakların artan nüfusa yetmediğini söyledi. Ulaşım yoğunluğunun ikinci bir işi yetiştirmeyi zorlaştırdığını ve olası bir deprem durumunda nüfusun tahliyesinin büyük bir sorun olacağını belirtti. Bu nedenlerle nüfusun krizle değil, yerel, bölgesel ve ulusal politikalarla kademeli ve planlı olarak azaltılması gerektiğini savundu. Bu sürecin, kentin gerçek sakinleri yerine üst gelir gruplarına alan açma fırsatına dönüştürülmemesi uyarısında bulundu.
İstanbul Planlama Ajansı Istanbul Çevre Düzeni Planı Bilim Kurulu Üyesi Dursun Yıldız ise, kentte özellikle Avrupa Yakası'nın su sorununun plansız kentleşme ve hızla artan nüfusun baskısı altında olduğunu belirtti. Arazi ve su kaynakları planlamasının birbiriyle ilişkili yapılması gerektiğini ifade eden Yıldız, su sorununun artık sadece bir yönetim sorunu değil, aynı zamanda mekânsal planlama, nüfus yoğunluğu yönetimi ve tersine göç yönetimi sorunu haline geldiğini söyledi.
Yıldız, kent büyüdükçe su havzalarının yapılaşma baskısına açıldığını, ulaşım projelerinin yeni yapılaşmayı tetiklediğini ve su toplama havzalarının doğal yapısının bozulduğunu vurguladı. Bu durumun kentin su arz güvenliğini tehlikeye attığını belirtti. Anadolu kentlerinin ekonomik olarak güçlendirilmesi, sanayinin dağıtılması ve orta ölçekli kentlerin geliştirilmesiyle tersine göçün teşvik edilmesinin İstanbul'un su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltacağını ifade etti. Yıldız, tersine göçün 'ulusal mekânsal dengeleme stratejisi' olduğunu belirterek, İstanbul ve Ankara gibi büyük kentler için bunun büyük bir gereksinim olduğunu söyledi. İstanbul'un su sorununun, ilave su sağlamanın yanı sıra radikal bir talep yönetimi, mekânsal planların uygulanması ve tersine göçün teşvik edilmesiyle hafifletilebileceğini sözlerine ekledi.