Japonya'da görev yapan bilim insanları, saç dökülmesi tedavisinde önemli bir adım olarak değerlendirilen yeni bir gelişme kaydetti. Profesör Takashi Tsuji liderliğindeki ekip, farelerde saçın doğal büyüme döngüsünü başarıyla yeniden oluşturmayı başardı. Bu başarı, saçın uzaması, dökülmesi ve tekrar doğal olarak büyümesi anlamına geliyor.
Mevcut yöntemlerle nakledilen saçların uzaması mümkün olsa da, vücut içinde doğal saç gibi tekrarlayan döngülerle büyüyüp dökülerek yeniden çıkan folikülleri yeniden yaratmak oldukça zorlu bir süreç olarak biliniyor. Ancak bu yeni araştırma, kanser tedavisi, alopesi veya yaşlanma gibi nedenlerle saç kaybı yaşayan milyonlarca insan için umut vadediyor.
Saç kaybı, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen bir durum. Yapılan çalışmalar, kadınların yaklaşık üçte birinin hayatlarının bir noktasında saç dökülmesi yaşayabileceğini gösteriyor. Saç kaybının duygusal etkisinin neden sıklıkla hafife alındığı ve bu durumla başa çıkma tepkilerimizin kimlik, kontrol hissi ve kendimizi algılama biçimimiz hakkında neler ortaya koyduğu ise merak konusu.
Tarih boyunca saç, yalnızca bir saç telinden çok daha fazlası olarak görülmüştür. Antik Mısır'da firavunlar ve soylu kadınlar güçlerini göstermek için süslü peruklar takarken, Orta Çağ'da kadınların uzun saçları dişilik ve erdemle ilişkilendirilmiştir. 17. yüzyılda erkekler zenginlik ve yüksek sosyal statüyü belirtmek için uzun, hacimli yapay bukleler olan peruklar kullanmışlardır. 1920'lere gelindiğinde ise kısa saçlı kadınlar, kadın bağımsızlığını ve isyanı temsil etmiştir.
Psikiyatrist Sylvia Karasu, saçın kimliğimizi şekillendirdiğini belirtiyor. Karasu'ya göre saç; biyolojik, fizyolojik ve sosyal bir yaşam evresi işaretçisidir. Saç, aynı zamanda insanların cinsiyetini, ırkını ve dinini belirleyebilen önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor. Bu nedenle saç, insanları kategorize etme biçimimizde önemli bir rol oynuyor.
Saçın onurla da bir bağlantısı bulunuyor. Saçın zorla alınması, kimliği ve insanlığı soyma aracı olarak kullanılmıştır. Tarihte, Alman toplama kamplarında Yahudilerin başları tıraş edilmiş ve kıyafetleri hapishane üniformalarıyla değiştirilmiştir. Benzer şekilde, 1944'te Fransa'nın kurtuluşunun ardından Alman işgalcilerle işbirliği yaptığı iddia edilen binlerce kadın, ceza ve aşağılama biçimi olarak kamuoyu önünde başları tıraş edilmiştir.
Saçın bu denli sosyal ve duygusal bir anlam taşıması, bilim insanlarının yıllardır saç kaybının neden bu kadar yıkıcı hissedildiğini anlamaya çalışmaları ve bir gün bunun tersine çevrilip çevrilemeyeceğini araştırmaları şaşırtıcı değildir. Kanser tedavisi gören hastalar için saç kaybı, bazen memenin alınması ameliyatından bile daha travmatik olabilmektedir. Saçın kimliğin bir parçası olduğunu belirten hastalar, bu kaybın kendilerini farklı hissettirdiğini ifade etmektedir.